Arkadaşlar water(su) filmiyle alakalı güzel bir yazı okudum, paylaşmak istedim:

- Water(2005 Yapımı bir hint filmi)
Su, iki harf, tek hece, ufacık bir kelime; ama yaşamın kaynağını barındırır özünde… Kimyada, astronomide, sanatta, hatta bilişim teknolojilerinde değişik anlamlara gelir. Benim size anlatacağım Su ise bir film, hayatımda izlediğim en güzel filmlerden biri hatta.
2005 yılında Hindistanlı alternatif yönetmen Deepa Mehta tarafından İngiliz kolonisi olan 1938 Hindistan’ında dulları anlatan bir film.
Mehta, dediğim gibi klasik bir Bollywood yönetmeni değil. Hint kültürünün özellikle kadınlar üzerindeki etkilerini anlatan filmlere imza atan cesur bir kadın. Su da, Ateş ve Toprak serisinin üçüncü filmi. 1996 yapımı Ateş’te, iki eltinin birbirine aşık olmasını ve yaşadıkları sosyal çevreyi kadife gibi bir dille anlatan Mehta, bu film yüzünden bir çok saldırıya maruz kalır. Filmi gösteren sinemalar basılır ve kızgın halk tarafından ateşe verilir. Aslında 2000 yılında çekilmesi planlanan Su filminin seti yine 2000 kişilik bir grup tarafından ateşe verilir. Bu yüzden Hindistan’da, Ganj nehrinin bulunduğu kutsal kabul edilen Varanasi yerine, film 5 yıl sonra Sri Lanka’da olabilecek saldırıları önlemek için başka bir isimle çekilir.
Şimdi “dullar üzerine çekilen bir film neden bu kadar kızgınlığa saldırıya yol açmış?” diye sorabilirsiniz haklı olarak. Bunun sebebi Hindistan’da dulların durumunun başka ülkelerdeki gibi olmaması ve filmin 1938’i anlatması, yani geleneklerin son derece sıkı bir şekilde uygulandığı değişim geçirmemiş yılları. Dul kalan kadının saçlarını tıraş etmesi, bütün renkli giysilerinden ve takılarından sıyrılıp beyaz giymesi, diğer insanlardan uzak kalması, günde sadece bir kere yemek yemesi ve hiç bir şekilde kızarmış, şekerli (kısaca lezzetli) yiyecek yememesi gerekiyor. Kocası kendisinden önce ölen kadının kötü karmasının, kocasının ölümüne yol açtığına inanılıyor. Bu yüzden de kadının diğer dullarla birlikte, gurunun yaşadığı ve ders verdiği spiritüel yer anlamına gelen aşramda, kendini duaya vererek, ve fiziksel zevklerden uzak kalarak kötü karmasının kefaretini çekmesi bekleniyor.
Film, 7 yaşındaki Chuyia’nin babası tarafından aşrama getirilmesiyle başlıyor. Babası Chuyia’yı uyandırırken soruyor “Evlendiğini hatırlıyor musun?”, o da hatırlamadığını söylüyor. Babası da “Kocan öldü. Sen dul kaldın” diyor, Chuyia’ya da “Ne kadar zaman, baba?” diye soruyor. Babasından yanıt yok. Chuyia’ya, aslında kendine verebilecek bir cevabı, mantıklı bir açıklaması olmadığından.
Ardından Chuyia’nın saçları kesiliyor, usturaya vuruluyor ve Chuyia kendini kendinden çok büyük on dört kadının yaşadığı aşramda buluyor. Chuyia bir nevi geçici bir oyun içindeymişçesine algılıyor çevresini. Bu da bir bakıma onun hayatını kolaylaştırıyor. Özellikle tavan arasında tek başına kalan dünyalar güzeli Kalyani’yle ve Kalyani’nin küçük köpeği Kaalu’yla tanışması Chuyia’nın aşramdaki hayatını daha eğlenceli kılıyor. Sonraki sahnelerde, aşramı yöneten ürkütücü kadın Madhumati’yi, inancını ve içinde bulunduğu durumu sorgulayan ve Chuyia’yı sürekli koruyan Shakuntala’yı, kocası öldüğünden beri sürekli farklı tatlıların hayalini gören yaşlı teyzeyi tanıyoruz. Sonra aşram dışındaki kadınların ve adamların dullara yaklaşımını…
Kalyani’nin saçlarının upuzun olması en başta izleyiciyi şaşırtıyor, diğer dulların saçları kısacık veya tamamen kazınmış iken. Sonra Madhumati’ye düzenli olarak esrar ve son haberleri getiren Gulabi’nin geceleri kayıkla Kalyani’ni suyun öte tarafına geçirdiğini görüyoruz.
Filmde aşk var bir de, gözlerinizden ince ince yaşlar akıtacak olan idealist, Gandi hayranı Narayan’ın ve Kalyani’nin aşkı. İngiliz yönetimine ve insanları aslında ekonomik nedenlerle perişan eden geleneklere karşı çıkan Narayan filme umut ve ışık getiriyor.
Gandi’nin filmin sonunda verdiği vaazda “Önceden Tanrı’nın hakikat olduğuna inanırdım, şimdi hakikatin Tanrı olduğunu biliyorum” sözleri en çok akılda kalan cümlelerden.
Kadınların sözde din adına, aslında ekonomik nedenlerle düşürüldükleri durumu sorgulayan, anlatmak için uygun sıfat bulmakta zorlandığım kadar güzel bir film Su. İnsanı yıkayan temizleyen hayat veren suyun, yol olup insanı büyük kötülüklere götürebileceğini ve insan hayatına son verebileceğini de dokunaklı bir dille sunuyor.
Eğer sizde kadın yönetmenlerin, kadınların yaşamlarını anlattığı filmlerini seviyorsanız benim gibi, bu film tam size göre. Kendinizi gişe filmlerinden kurtarın bir kaç saatliğine, bu filmi arayın, bulun ve izleyin. Hayatınız boyunca içinizde taşıyacağınız bir film olacağının garantisini verebilirim.
Şule Tomkinson (sule.tomkinson@yuksektopuklar.net)
Yazının orjinal linkine Buradan ulaşabilirsiniz.
Water(Su) Filmini sitemizden izlemek için Buraya Tıklayınız.
İzlediğiniz filmlere film hakkında yorum yapabilirsiniz. Yapacağınız yorumlarda filmin konusuna da değinirseniz izleyecek arkadaşlara yardımcı olmuş olursunuz.
Saygılarla.
arkadaşlar filmi çok beyendim bu filmi çeken ve sitede yayınlayan herkese çok teşekur ederim yalız bu filmin konusunda bilgisi olan varsa bunun ne kadarı doğru hindistanda gerçekten böyle vahşet varmı çok merak ediyorum özelikle dul kadınlar hakında
Film 1930′larda geçtiği için filmde yaşananların şuan olduğunu zannetmiyorum. Ama tabi önceden varmış, ama filmin ne kadar doğruyu yansıttığını bilemem.
malesef kırsal kesimde bu halen geçerli dul kadınların ve yetrli ceyiz getiremeyen genç kadınların durumu bu ne ki hindatanın mihracelerle yönetildiği dönemlerde dul kadınlar ölen kocalarıyla birlikte yakılırmış buna sathi mataki yani şerefli kadın demekmiş şerefli kadın kocasıyla ölüme gider ingilizlerin baskılarıyla bu adet biraz gevşetilim filimdeki konuma getirilmiş gandhi bu durum içinde çok mücadele vermiş ama halen köylerde bu adet devam ediliyo
ilk kez tr dublaj ikinçi kez tr alt yazılı izledik hindistanın farklı ama çok acı bir yönünü anlatıyor hindistan da kadın olmak zor ve halen bile kırsal kesimlerde devam etmesi korkunç maneviyatı yüksek artı kafası çalışan müthiş zekaya sahip bir millet mesela çogu fizikçilerin hintli olması gibi bu gafleeten tez zamanda kurtulmalarını dilerim
slm,ben bu filmi alman kanalinda görmüstüm gece yarisi oldugu icin bakamamistim,ama tabi türkce alt yazili olarak izlemek daha baska ellerinize saglik cok tsk. ederim.Konusu cok etkileyeci,asilda böyle seylerin insan akil ve mantiginda bile yeri yokken bunlar neden olur anlamak zor ,ve dinde´de olmamasi lazim diyorum.